TÜRKİYE İŞ KURUMU

GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

 

 

 

  

 

 

SAĞLIK MESLEKLERİNİ

 TANIYALIM

 

 

 

 

Gözden Geçirilmiş 3. Baskı

 

 

 

 Yayın No: 298

ANKARA-2002

 

 

 

 

 

Bu kitapçıkla ilgili her türlü yayın ve kullanma hakkı Türkiye İş Kurumu’na aittir ve her hakkı saklıdır. Kitapçığın tamamı veya bir bölümü bir başka kurum veya şahıs tarafından bastırılamaz ve çoğaltılamaz.

 

ÖNSÖZ

 

Türkiye İş Kurumu tarafından bireylere sunulan önemli hizmetlerden biri de iş ve meslek danışmanlığı hizmetidir. İş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, mesleklerle ilgili bilgilerin sistematik olarak toplanması, değerlendirilmesi ve sunulması esasına dayanmaktadır.

 

Türkiye İş Kurumu, mesleklerle ilgili bilgi birikiminin basılı ve görsel araçlarla geliştirilmesi yönünde son yıllarda yoğun bir çaba içindedir. Bu çalışmalarda meslek seçme aşamasındaki gençlerin yoğun olarak ilgi duydukları alanlara öncelik verilmektedir.

 

Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı, sağlık hizmetlerinin daha da geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve bu hizmetlerdeki verimliliğinin artırılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Gençlerle yaptığımız görüşmelerde sağlık mesleklerine yoğun ilgi duyduklarını ancak bu alanlardaki meslekleri yeterince tanımadıklarını veya çok az tanıdıklarını gözlemlemekteyiz. Bu yayının amacı, meslek seçme aşamasında olan gençlere sağlık alanındaki meslekleri objektif ve bilinmeyen yönleri ile tanıtmak ve bu suretle daha sağlıklı karar vermelerine yardımcı olmaktır.

 

Bu dokümanın, belirtilen amaçların gerçekleşmesinde yararlanılabilecek önemli bir kılavuz olacağını umuyor, bu çalışmada katkısı olan ilgililere teşekkür ediyorum.

 

Namık ATA

 Genel Müdür V.

 

İÇİNDEKİLER

 

GİRİŞ

 

TIP BİLİMLERİNİN TARİHÇESİ

 

SAĞLIK MESLEKLERİ

PRATİSYEN HEKİM (TIP DOKTORU)

Tıp Fakültelerindeki Sayısal Değişimler ve Öğrenci Dağılımları
 
Tıbbın Uzmanlık Dalları

A-Koruyucu Hekimlik Uzmanlık Dalları

B-İyileştirici Hekimlik (Klinik) Uzmanlık  Dalları

C-Laboratuar Uzmanlık Dalları

D-Akademik Uzmanlık Dalları

 

DİŞ HEKİMİ

ECZACI

VETERİNER HEKİM

PSİKOLOG

BİYOLOG

MOLEKÜLER BİYOLOG ve GENETİKÇİ (MOLEKÜLER BİYOLOG)

 

DÖRT YILLIK SAĞLIK MESLEK YÜKSEKOKULLARINDA EĞİTİMİ VERİLEN MESLEKLER

 

HEMŞİRE

EBE

DİYETİSYEN

FİZYOTERAPİST

SAĞLIK EĞİTİMCİSİ

SAĞLIK MEMURU

 

İKİ YILLIK  SAĞLIK MESLEK YÜKSEKOKULLARINDA EĞİTİMİ VERİLEN MESLEKLER

 

AMBULANS ve ACİL BAKIM TEKNİKERİ

ANESTEZİ TEKNİKERİ

BİYOMEDİKAL CİHAZ TEKNİKERİ

DİŞ PROTEZ TEKNİKERİ/AĞIZ ve DİŞ  SAĞLIĞI TEKNİKERİ

DİYALİZ TEKNİKERİ

ODYOMETRİST

OPTİSYEN

PROTEZ ve ORTEZ TEKNİKERİ

RADYOLOJİ (RÖNTGEN) TEKNİKERİ

RADYOTERAPİ TEKNİKERİ

TIBBİ DOKÜMANTASYONCU ve SEKRETER

TIBBİ LABORATUAR TEKNİKERİ

 

DÖRT YILLIK SAĞLIK MESLEK LİSELERİNDE EĞİTİMİ VERİLEN MESLEKLER

 

ÇEVRE SAĞLIĞI TEKNİSYENİ

LABORATUAR TEKNİSYENİ

ACİL TIP TEKNİSYENİ

ANESTEZİ TEKNİSYENİ

DİŞ PROTEZ TEKNİSYENİ

ORTOPEDİ TEKNİSYENİ

RADYOLOJİ (RÖNTGEN) TEKNİSYENİ

EBE

HEMŞİRE

SAĞLIK MEMURU

TIBBİ SEKRETER

 

MESLEKİ EĞİTİM MERKEZLERİNDE (ÇIRAKLIK EĞİTİM MERKEZİ) EĞİTİMİ VERİLEN MESLEKLER

 

DİŞ PROTEZCİSİ

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

              

 

GİRİŞ

Türkiye İş Kurumu tarafından yürütülen iş ve meslek danışmanlığı hizmetlerinde, ilköğretim eğitimini sürdüren gençlerin bir bölümünün sağlık mesleklerine ilgi duydukları ancak, bu alanla ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları gözlenmektedir. Sağlık alanındaki bazı mesleklere ilişkin meslek liseleri bünyesinde eğitim verildiği gibi, üniversite bünyesinde iki yıldan,  altı yıla kadar değişen sürelerde eğitim verilmekte, bu programlara sayısal puan türü ile öğrenci alınmaktadır. Gençler sağlık alanındaki meslekleri tercih ederken genellikle matematik ve fen alanındaki başarılarına göre kendilerini değerlendirmekte, sağlık mesleklerinin kendine özgü çalışma koşulları ve kuralları olduğunun farkında olmamaktadırlar. Oysa, bu bölümleri seçen öğrenciler her şeyden önce bu alanın kendine özgü  kuralları, iş bulma olanakları, çalışma koşulları (çalışma saatlerinin düzensizliği, nöbete kalma zorunluluğu vb.) hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar. Bu doküman, gençlerimizi sağlık meslekleriyle ilgili olarak bilgilendirmek üzere, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Meslek Danışma Merkezi tarafından hazırlanmıştır.

Ülkemizde, kıt kaynaklara rağmen sağlık sektöründe, bir yandan eğitim kurumlarına yatırım yapılarak sağlık eğitimine, diğer yandan hastane ve sağlık ocağı yatırımları gibi sağlık tesislerine yönelik iki yönlü bir yatırım uygulaması gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bugün ülkemizde yıllar itibariyle sağlık personeli sayısı artmakla beraber nüfus artış hızı nedeniyle sağlık personeli yetersiz kalmaktadır. Ancak, özellikle son yıllarda sağlık alanındaki insan gücünün yeterli sayıda yetiştirilmesine önem verilerek, bu hizmeti yürüten kuruluşların büyümesi sağlanmıştır.

Bir ülkenin sosyal refah seviyesinin en önemli göstergelerinin başında sağlık hizmetlerinin niteliği ve dağılımı gelmektedir. Ülkemizde temel sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğini artırarak halkın sağlık düzeyini yükseltmek ve sağlık hizmeti sunumunda verimliliği artırmak amacıyla çeşitli projelerin uygulanmasına başlanmıştır. Bunun sonucu olarak sağlık alt yapısında ve sağlık düzeyi göstergelerinde önemli iyileştirmeler görülmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, ülkemizde sağlık alanındaki insan gücü sayısında önemli gelişmeler olduğu görülmektedir. Sağlık personeli yetiştirilmesine önem verilmesi, sağlık personeli yetiştiren okul sayısının artması ve yeni başlatılan sağlık projesi uygulamaları ile gelişmiş ülkeler düzeyinde olmasa bile, gelişmekte olan birçok dünya ülkesi ile kıyaslandığında oldukça önemli yol alındığı görülmektedir.

 

TIP BİLİMLERİNİN TARİHÇESİ

İnsanlar, çok eski çağlardan beri yakalandıkları hastalıklardan kurtulmak için çareler aramışlardır. Ama, insan vücudunun ve organların işleyişi konusundaki araştırmalar çok yavaş ilerlediği için, doğru tedavi yöntemlerinin bulunması ve uygulanması binlerce yıl almıştır.

Tarih öncesi insanların bu konudaki bilgi  ve deneyimlerinin şifalı bitkilerden ilaç yapmakla sınırlı kalmadığı, bir takım cerrahi müdahaleler de yaptıkları görülmektedir. Ancak bunların amacı çekilen ağrıya son vermek olduğu kadar, hastanın içine yerleştiğini düşündükleri kötü ruhları da kovmaktı. Aslında tıbbın başlangıcı büyük ölçüde büyücülükle içice geçmiştir. Öyle ki bu dünyanın bir çok yerinde hala bu anlayışın izlerine rastlanmaktadır. Örneğin, geleneksel yapısını koruyan bazı toplumlarda, bilimsel tedavi yöntemleri yerine büyüyle insanları iyileştirmeye çalışan büyücü doktorlara rastlanmaktadır. Hatta, tıp konusunda önemli çalışmaların yapıldığı ve şifalı otlardan hazırlanan ilaçların başarıyla kullanıldığı Eski Mısır’da bile büyücülük neredeyse tıbbın ayrılmaz bir parçası olmuştu. Mısırlı doktorlar aynı zamanda rahipti ve hastalarını tedavi ederlerken kutsal kitaplarındaki ilkelerin dışına çıkamazlardı. Mısırlılar, şifalı bitkilerden ve diğer doğal maddelerden oldukça etkili ilaçlar yapmayı biliyorlardı. İlaçların etkilerini inceleyen farmakoloji biliminin bu uygarlık beşiğinde doğup büyüdüğü kabul edilir. Ayrıca ölülerini mumyaladıkları için, Mısırlıların iç organlar konusundaki bilgileri de oldukça ileriydi. Çünkü mumya hazırlanırken önce iç organlar çıkarılıyor, kokuşmaması için uzun süre reçine ve baharata yatırılıyor, sonra da bu organlar ve cesedin tümü keten şeritlerle sarılıyordu. Mısırlı rahip doktorlardan her biri, vücudun yalnızca belirli bir bölgesindeki hastalıklarla ilgilenirlerdi. Yani bir anlamda, günümüzdeki doktorlar gibi, bazıları göz, bazıları baş, bazıları mide hastalıklarının tedavisini üstlenirlerdi.

Hindistan’da ise günümüzden 3 000 yıl kadar önce, cerrahi alanında oldukça ileri bir düzeyi ulaşılmıştı. Hintli cerrahlar, o çağlarda bile, günümüzde kullanılanlara çok benzeyen makas, testere, iğne ve pens gibi cerrahi aletleri kullanıyorlardı. Kol ya da bacak kesilmesi, gözdeki kataraktın alınması, hatta deri aşılama ve plastik cerrahi gibi çağdaş tekniklerin çoğunu uygulayabilecek kadar ustaydılar. Milattan önce 300 yıllarında ise Hindistan’da ilk hastaneler açılmıştır.

Çin tıbbının da en az 4 000 yıllık köklü bir geçmişi vardır. Çinliler de şifalı bitkilerden çok çeşitli ilaçlar hazırlıyorlardı. Bu bilgiler önce Perslerin eline geçti. Milattan sonra 850 yıllarında İslam devletleri genişledikçe, Araplar bu yöntemlerin çoğunu bazen Perslerden, bazen de doğrudan doğruya Çinlilerden öğrenerek uygulamaya başladılar.

Eski Yunan tıbbının en büyük bilgini ise öğretileri ve çalışmaları yazılı olarak günümüze kadar ulaşan Hipokrat’tır.  Bu büyük bilgin öğrencilerine, bir doktorun ilk görevinin, hastalarına hiçbir biçimde zarar vermemek olduğunu öğretmiştir. Söylendiğine göre Hipokrat’ın öğrencileri, eğitimlerini tamamlayarak tıp mesleğine adım atarlarken, kendi yetenek ve bilgileri ölçüsünde bütün hastalara yardım edeceklerine, ne olursa olsun kimseye öldürücü ilaç vermeyeceklerine, hastalarının sırlarını sonsuza dek gizli tutacaklarına ve mesleklerini hiçbir zaman kötüye kullanmayacaklarına ant içerlermiş. Bu “Hipokrat Yemini” yüzyıllar boyunca tıp mesleğinin temel ahlak ilkesi sayılmıştır.  Tıp eğitimini bitiren bütün doktorlar bu yeminle diplomalarını alarak mesleğe başlamaktadırlar.

Eski Romalılar doktorları küçümser ve doktorluğu yalnızca kölelere uygun bir meslek olarak görürlerdi. Bu yüzden tıpla hiç ilgilenmediler ve aileden biri hastalandığı zaman, ona bakması için evlerinde hekimlikten anlayan bir köle bulundurmakla yetindiler. Romalılar her ne kadar tıbba önem vermeseler de, halk sağlığı konusundaki ilk uygulamaların öncüsü oldular. Su kemerleri kurarak Roma kentine temiz içme suyu getirmeleri, çiçek, veba gibi ölümcül salgın hastalıkların yayılmasını büyük ölçüde engellenmiştir. Ayrıca, savaşta yaralanan askerler için tasarladıkları yeni cerrahi araçlar da tıbbın bu dalının gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Ortaçağ

Milattan sonraki çağların ilk tıp okulu 4. yüzyılda, İtalya’nın bugünkü Selarna kentinde kuruldu ve önemini yüzyıllarca korudu. Kız-erkek ayırımı yapmaksızın dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere tıp eğitimini veren bu okul, söylenenlere göre, dört büyük tıp geleneğinin temsilcileri olan bir Yunanlı, bir Latin, bir Arap ve bir Yahudi’nin ortak çabalarıyla kurulmuştu.

Ne var ki, 4. yüzyıldan rönesansa kadar olan dönem bütün bilim dalları gibi tıbbı da gerçek bir duraklamanın eşiğine getirdi. Yeni gelişmeler olmadığı gibi, daha önceki kuşaklardan aktarılan bilgilerin çoğu da bu karanlık çağlarda kaybolmuştur. Ortaçağın baskıcı Hıristiyan öğreticileriyle tıp Batıda yavaş yavaş gerilerken, bu alanda öncülüğü İslam dünyası üstlendi. Büyük tıp bilgini İbn-i Sina’nın (980-1037) etkisi, ortaçağla ya da Doğu ülkeleriyle sınırlanmayacak kadar derin olmuştur. M.S. 980 yılında Buhara’da doğmuş olan İbn-i Sina büyük bir İslam bilgini, bir filozof ve bir hekimdir.  İbn-i Sina’nın El-Kanun fı’t Tıp adlı eseri hem Doğu hem de Batı tıp tarihinde benzeri olmayan çok ünlü bir kitaptır. Bu yapıt, büyük ölçüde Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış Yunan hekimlerin bulguları ile Arapça kaynaklara ve İbn-i Sina’nın kendi deneyimlerine dayanan sistematik bir ansiklopedidir. El-Kanun fi’t Tıp, 12.yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve İbn-i Sina’nın  görüşleri Batı dünyasının her yerinde öğrenilmiştir. El-Kanun  fi’t Tıp, birkaç yüzyıl boyunca tıpta tek başvuru kaynağı sayılmış ve  İbn-i Sina Hipokrat düzeyinde bir saygınlık kazanmıştır.  İbn-i Sina’nın felsefe ve bilim konularında da önemli bir çok eseri vardır.

 

Rönesans

Rönesans ile birlikte 15. ve 16. yüzyıllarda, Avrupa’da büyük bir gelişim yaşandı. Ama ne yazık ki, başta sanat ve edebiyat olmak üzere, bütün alanlarda köklü değişikliklere yol açan bu hareketten tıp bilimi yeterince yararlanamadı. Çünkü o çağın tıp bilginleri yeni düşünceleri kolay kolay benimseyemediler.

Tıptaki uyanışın ilk belirtilerinden biri, cerrahinin birden bire önem kazanmaya başlaması ve 1540’ta İngiltere’de Berber- Cerrahlar Birliğinin kurulmasıdır. O zamana kadar ayrı loncalarda örgütlenmiş olan cerrahlar ile  berberler, hastaların iyiliği için birlikte çalışma kararı alarak loncalarını birleştirdiler. Bu birlik 1745’e kadar sürdü; o tarihten sonra berberler, ameliyat yapma yetkisini cerrahlara bırakarak yalnızca saç, sakal kesme işini üstlendiler. Hastalıkların tedavisi konusundaki gerçek atılım, herşeyden önce, vücudun yapısını inceleyen anatomi ile işleyişini inceleyen fizyolojinin gelişmesine bağlıydı.

Bu yüzyıllarda, anatomi çalışmalarının güdümüyle hızlı bir gelişme sürecine giren fizyoloji alanında da parlak buluşlar birbirini izledi. Kanın, kalp aracılığı ile bütün vücuda nasıl pompalandığı ve hangi yolu izleyerek dolaşımını tamamladığı ayrıntılarıyla açıklandı. Bunu izleyen üç yüz yıl boyunca bütün organların ve organ sistemlerinin çalışması büyük bir özenle araştırıldı. Fransız fizyologları sindirim sürecini incelediler ve karaciğerin şekeri nasıl depolayıp, gerektiğinde kana geri verdiğini göstererek bu organın temel işlevlerini tanımladılar.

Vücudun normal yapısı ve işleyişini inceledikten sonra, sıra hastalıkların nedeni olan yapı ve işlev bozukluklarını incelemeye gelmişti. Patoloji denen bu araştırma alanı 19. yüzyılda büyük bir önem kazandı. Bakterilerin bulunması, doktorların hastalıklar konusundaki görüşlerini tümüyle değiştirdi ve mikrobik hastalıkları önleme ya da tedavi etme olanaklarını hazırladı.

Bakteriyolojinin gelişmesi de çok etkili tedavi yöntemlerinin bulunmasında önemli rol oynamıştır. Bakteriyolojinin kurucusu olarak anılan Louis Pasteur  (1822-1895) birçok hastalığın bakterilerden ileri geldiğini kanıtladı ve zararlı mikroorganizmaları yok etmek için çeşitli yöntemler geliştirdi.

Hastalıkların belirli yöntemlerle daha ciddi biçimde incelenmeye başlaması  19. yüzyılın ilk yıllarına rastlar. Doktorun parmak uçlarıyla hastanın göğüs kafesine vurarak içeriden yankılanan sesleri dinlemesine dayanan “perküsyon” yönteminin bulucusu, Leopold Auenbrugger (1722-1809) adında Viyanalı bir doktordur.  Auenbrugger’in babası hancıydı ve şarap fıçılarının ne kadar dolu olduğunun anlamak için üstlerine hafifçe vurarak fıçıları yoklardı. Fıçının boş ve dolu bölümlerinden gelen seslerin değişik tınıda olduğunu fark eden genç doktor, akciğerlerde sıvı birikip birikmediğini anlamak için hastalarında da bu yöntemi uygulamaya başladı. Bir Fransız doktorun buluşu olan steteskop da göğüs seslerinin dinlenmesinde çok önemli bir gelişmedir. Bu doktorun tahtadan yapmış olduğu boru biçimindeki ilk steteskoplar giderek gelişti ve hastanın göğsüne ya da sırtına kulak dayayarak dinleme geleneği tarihe karıştı.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda fizik ve biyokimya dallarındaki hızlı gelişmenin sonuçları, tıptaki tanı ve tedavi yöntemlerine yansımakta pek gecikmedi. Bir Alman fizik bilgini X ışınlarını 1895’te bulmuştu. 1960’lı ve 1970’li yıllarda, X ışınlarından yararlanılarak, hastalıkların tanısında doktorlara çok yardımcı olan yeni yöntemler geliştirildi. Örneğin, beyin ve vücut dokularını tarayarak urları ya da herhangi bir yapı bozukluğunu saptamaya yarayan bilgisayarlı tomografi tekniği bunlardan  biridir. Canlı dokuya zarar vermeyecek kadar zayıf radyoaktif maddelerin damar içine ya da incelenecek organa şırıngayla akıtılmasıyla da iç organların filminin çekilebileceği saptanmıştır.

Biyokimya alanındaki araştırmalar da özellikle böbrek ve şeker hastalıklarının tedavisinde büyük kolaylıklar sağlamıştır. Laboratuarlarda yapılan kan testleri hem kanın biyokimyasal yapısı hem de kan hücreleri konusunda çok değerli bilgiler vererek hastalıkların tanısını kolaylaştırmaktadır.

Yirminci yüzyıl, cerrahi alanında da çok büyük gelişmelere tanık olmuştur. Bunların başında hiç kuşkusuz organ nakli gelmektedir. Özellikle böbrek nakli ameliyatlarında çok başarılı sonuçlar alınmakta; ayrıca kalp, akciğer ve karaciğer gibi organlar da, başka tedavi olanağı kalmadığı zaman, yeni ölmüş birinden alınan sağlam organlarla değiştirilebilmektedir. Bu tip ameliyatlarda en büyük sorun, vücudun bağışıklık sisteminin, yeni organı yabancı madde kabul ederek yok etmeye çalışmasıdır. Ama, bağışıklık sistemini bastıran ilaçlarla vücudun bu tepkisi ve yeni organı reddetmesi engellenebilmektedir.

Cerrahi alanındaki son gelişmelerden biri de mikro cerrahidir. İki gözle bakılabilen özel mikroskoplarla ve son derece duyarlı aletlerle çalışan cerrahlar, artık insan saçından bile ince olan kılcal damarları ve sinirleri uç uca ekleyebilmektedirler.

Mühendisler ile doktorlar arasındaki verimli işbirliğinin sonuçları da tıbbın ilerlemesine büyük katkıda bulunmuştur. Örneğin, gerektiğinde akciğerlerin görevini üstlenerek solunuma yardımcı olan çelik ciğer, kan dolaşımını bir süre vücut dışında sürdürebilen kalp-akciğer makinesi ve böbreklerin işlevini yerine getiren diyaliz makinesi (yapay böbrek) gibi gelişmiş araçlar bu işbirliğinin ürünleridir ve pek çok insanın hayatını kurtarmıştır.

 

SAĞLIK MESLEKLERİ

Çağdaş sağlık hizmeti; sağlığın korunması ve daha ileriye götürülmesi, hastalıkların önlenmesi, hastalananlara erken ve doğru tanı konması, bunların tedavi edilmesi ve böylece kişilerin mutlu ve uzun bir yaşam sürmelerinin sağlanması ile ilgili işlerle uğraşan, değişik kurum ve hizmet dallarındaki çeşitli meslek üyelerinin sıkı bir işbirliğini gerektiren oldukça karmaşık, toplumsal bir hizmettir. Sadece hastaların tedavisine yönelik geleneksel hekimlik uygulamalarına ek olarak, koruyucu hekimlik anlayışının zaman içinde güç kazanmış olması ve yüzyılımızda artık tedavi edici ve koruyucu tıbbın bir bütünü tamamlayan öğeler olarak kabul edilmesi ve bunun hiçbir ayırım gözetmeden tüm insanlara sunulması gerektiği vazgeçilmez kurallardır. Geleneksel anlayıştan farklı olarak bugünkü çağdaş tıpta sadece hasta kişiyle hekim arasındaki ilişkiler söz konusu değildir. Hasta olsun ya da olmasın, toplumu oluşturan tüm bireylerin sağlığının korunması için “sağlık ordusu” ile ilişkiler söz konusudur.

Çağdaş tıpta hekim, hasta bekleyen birisi değil, kişinin sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek durumları ortadan kaldırmak için çaba gösteren, herkesin sağlığını olumlu yönde geliştirmek için çalışan ve hizmet ettiği toplumu oluşturan tüm bireylerin sağlığından sorumlu olan kişidir.

Hekimden hemşireye, eczacıdan diyetisyene kadar tüm sağlık personeli bir bütün oluşturur. Bir hekimin ilacın hazırlanmasında rol alması ne kadar yanlışsa, bir eczacının hastalığa tanı koyarak tedavi belirlemesi de o kadar yanlıştır.

Sağlık mesleklerinin çoğunda karşılaşılan sorunlar büyük oranda ülkemizin sağlık politikasından kaynaklanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin üç büyük şehrimizde yoğunlaşmış olması hasta göçüne neden olduğu gibi, sağlık hizmetlerinin  yurda yayılmasını da engellemektedir. Ulusal gelirden sağlığa ayrılan pay ülkemizde şimdiye kadar %4’ü geçmemiştir. Oysa bu oran, gelişmiş ülkelerde %10’a kadar çıkabilmektedir. Bu maddi olanaksızlar karşısında sağlık hizmetlerinin etkili olabilmesi, ancak meslek mensuplarının özverilerine bağlı kalmaktadır.

Sağlık personelinin iş riski sanılanın çok üzerindedir. Yapılan araştırmalara göre hekimlerin %33’ünün salt mesleklerini uygulamadan kaynaklanan sağlık sorunları olduğu saptanmıştır. Sağlık meslekleri zevkli ve insana mutluluk veren, başarının doğrudan görülüp, tadılabileceği mesleklerdir. Sağlık personelinin büyük bir bölümü kamu kuruluşlarında, sağlık hizmetleri sınıfında çalışmaktadır.

Bundan sonraki bölümlerde, eğitim süreleri göz önünde tutularak, önce fakültelerde eğitimi verilen sağlık meslekleri, ardından 4 yıllık sağlık meslek yüksekokullarında, 2 yıllık sağlık meslek yüksekokullarında, 4 yıllık sağlık meslek liselerinde ve mesleki eğitim merkezlerinde (çıraklık eğitim merkezi) eğitimi verilen meslekler sırasıyla açıklanmıştır.

 

PRATİSYEN HEKİM (TIP DOKTORU)  

İnsan sağlığının korunması için önlemler alan, hastalıklara tanı koyan ve tıbbı girişimlerde bulunarak hastayı iyileştirmeye çalışan kişidir. Pratisyen hekim, genel olarak, sağlık hizmetinin ilk basamağıdır. Genel tıp bilgisi ile hastayı ilk görmesi gereken kişidir. Pratisyen hekimler, ortamın özelliklerine göre bazen farklı görevleri de yerine getirebilirler. Pratisyen hekim birinci basamak denilen sağlık kuruluşlarında, örneğin sağlık ocağında görev yapar. Hastayı muayene bölümüne alır, hastanın şikayetlerini sorar, steteskopla hastanın sırtını ve göğsünü dinler, tansiyon ölçme aletini hastanın koluna bağlar, tansiyonunu ölçer; hastanın durumuna göre özel testler veya röntgen incelemesini yaptırır, incelemelerin sonucuna göre hastalığın kaynağını belirler; hastanın yeniden sağlığına kavuşması için  tavsiyelerde bulunur, ilaç reçetesi yazar, gerektiğinde başka sağlık merkezlerine sevk eder, iş kazası, trafik kazası sonucunda ölüm ve yaralanma gibi durumları hastanede görevli polise bildirir. Gerektiğinde minör cerrahi girişimlerde bulunur, gerekli raporları düzenler; aile planlaması konusunda danışmanlık yapar ve nasıl uygulanacağını öğretir. Sağlıklı bebekleri ve erişkinleri hastalıklardan korumak için aşılama hizmetleri verir.

Pratisyen hekimin, üstün bir akademik yeteneğe ve belleğe sahip, kimya ve biyoloji konularına ilgili, el ve parmak becerisi, göz ve el koordinasyonu gelişmiş, renk algısı kuvvetli, sabırlı, dikkatli ve soğukkanlı olması, meslek yaşamı boyunca tıptaki yenilikleri izleme sorumluluğunu üstlenebilmesi gerekir. Bu kişiler ayrıca stres altında çalışabilmeli, çabuk ve doğru karar verebilme gücüne sahip olmalıdırlar.

Pratisyen hekimler, özel ve resmi hastanelerde, dispanserlerde, klinik, muayenehane vb. yerlerde görev yaparlar. Çalışma ortamı genellikle temizdir. Çalışma saatleri düzensizdir. Hafta sonu ve gece nöbetleri vardır. Acil hastalar için günün her saatinde göreve çağrılabilirler. Hekimlik, dünyadaki sanat ve becerilerin en yücesi, hatta en kutsalı ve bununla birlikte en zorudur.

Tıp hekimi olmak isteyen bir kimsenin, ÖSS’de bir tıp fakültesine girmeye yetecek kadar sayısal puan alması gerekir.Tıp fakültelerinde eğitim teorik ve uygulamalı olarak 6 yıldır, uzmanlık eğitim süresi ise 2-5 yıl arasında değişmektedir.            

Tıp Fakültelerindeki Sayısal Değişimler ve Öğrenci Dağılımları:

          Türkiye'de 2000 yılı Şubat ayı itibarıyla toplam 47 tıp fakültesi ve 31648 tıp öğrencisi bulunmaktadır. Bu fakültelerdeki öğrenci sayıları ve dönemlere göre dağılımları Tablo-1’de verilmiştir. Buna göre en çok öğrenci 2476 kişi ile Cerrahpaşa, 2322 kişi ile Ankara, 2276 kişi ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde; en az öğrenci ise 29 kişi ile Maltepe, 40 kişi ile Kadir Has, 54 kişi ile K. Maraş S. İmam Üniversitesi Tıp Fakültelerindedir. (Tablo-1’de hazırlık sınıflarına yer verilmemiştir.)

Tablo-1’de de görüldüğü üzere 47 tıp fakültesinin 39’u (%83) öğrenci almakta,  27 tanesi ise mezun vermektedir. 8 tıp fakültesi henüz öğrenci almamaktadır. Bu fakülteler Afyon Kocatepe, Abant İzzet Baysal, Fatih, Gazi Osman Paşa, Haliç, Mustafa Kemal, Ufuk ve Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi Tıp Fakülteleridir. Tıp fakültelerindeki toplam öğrenci sayısı 31648 olup, 1999-2000 öğrenim döneminde 1. sınıfa başlayan öğrenci sayısı 5510’dur. Halen son sınıfta bulunan ve mezun olma aşamasındaki öğrenci sayısı 5215’dir. Hazırlık sınıflarında okuyan yaklaşık 300 öğrenci bu sayılara dahil değildir.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)  verilerine göre 1970 yılına kadar Türkiye'de sadece 9 tıp fakültesi varken, bu sayı 1980’de 19'a; 1990'da 25'e ve günümüzde ise 47'ye ulaşmıştır (bakınız Tablo-2 ve Grafik-1). Özellikle son 10 yıllık dönemde, varolan fakültelerin %88'i gibi çok yüksek bir artışla 22 yeni tıp fakültesinin daha açılması ve bu fakültelerin 8’inin henüz öğrenci alamayacak konumda olması bu değişimin ülke gereksinimlerden çok, siyasi ağırlıklı olduğunun ve hekim insan gücü planlamasının yanlışlığının bir kanıtıdır.

 

Tablo-1:Türkiye'de Tıp Fakültelerine Göre Öğrenci Sayıları TTB MÖTER-2000

Tıp Fakültesinin Adı

Dönem1

Dönem 2

Dönem 3

Dönem 4

Dönem 5

Dönem 6

Toplam

Abant İzzet Baysal    Düzce

30

25

17

16

-

-

88

Adnan Menderes

36

26

-

-

-

-

62

Afyon Kocatepe

-

-

-

-

-

-

-

Akdeniz

122

137

133

182

163

181

918

Ankara

412

368

417

315

370

440

2322

Atatürk

132

138

148

210

177

178

983

Başkent

44

22

-

-

-

-

66

Celal Bayar

45

47

23

26

20

-

161

Cumhuriyet

117

135

116

121

138

146

773

Çukurova

196

217

198

300

300

292

1503

Dicle

108

99

105

103

146

112

673

Dokuz Eylül

170

146

65

167

186

201

935

Ege

300

430

140

320

310

320

1820

Erciyes

243

212

274

258

250

156

1393

Fatih

-

-

-

-

-

-

-

Fırat

129

123

84

117

89

101

643

GATA

174

168

140

172

109

148

911

Gazi

250

204

242

189

233

246

1364

Gaziantep

46

47

46

52

49

52

292

Gazi Osman Paşa

-

-

-

-

-

-

-

Hacettepe

352

318

391

329

416

391

2197

Haliç

-

-

-

-

-

-

-

Harran

24

22

21

12

9

-

88

İnönü

66

59

64

68

56

42

355

İstanbul Üni. Cerrahpaşa Tıp

397

432

409

399

401

438

2476

İÜ İstanbul Tıp

346

443

512

335

332

308

2276

Kadir Has

40

-

-

-

-

-

40

K. Maraş Sütçü İmam

31

23

-

-

-

-

54

Karadeniz Teknik 

160

190

151

212

184

192

1089

Kırıkkale

35

30

-

-

-

-

65

Kocaeli

105

99

61

50

33

-

348

Maltepe

15

14

-

-

-

-

29

Marmara

116

121

97

126

124

98

682

Mersin

41

14

-

-

-

-

55

Mustafa Kemal

-

-

-

-

-

-

-

Ondokuz Mayıs

199

231

194

222

226

263

1335

Osman Gazi

194

168

174

202

220

221

1179

Pamukkale

46

26

5

22

25

24

148

Selçuk

203

161

202

190

131

166

1053

Süleyman Demirel

42

49

38

32

36

34

231

Trakya

171

204

185

176

200

170

1106

Ufuk

-

-

-

-

-

-

-

Uludağ

285

240

275

265

273

295

1633

Yeditepe

30

33

34

11

-

-

108

Yüzüncü Yıl

58

83

26

13

14

-

194

Zonguldak Kara Elmas

-

-

-

-

-

-

-

TOPLAM

5510

5504

4987

5212

5220

5215

31,648

 

 

Tablo-2: Türkiye'de Yıllara Göre Tıp Fakülteleri ve Öğrenci Alma Oranları
TTB MÖTER-2000

 

Yıllar

1970

1980

1990

2000

Varolan Tıp Fakültesi (sayı)

9

19

25

47

Öğrenci Alan Tıp Fakültesi (sayı)      

9

17

25

38

10 Yıllık  Dönemlerle Tıp Fakültesi Sayılarındaki Artış Oranları

%88.9

%47.1

%88.0

 

Grafik-1:Türkiye'de Yıllara Göre Tıp Fakülteleri ve Öğrenci Alma Oranları
TTB MÖTER-2000


          1990 sonrası kurulan 22 tıp fakültesi ve 1999-2000 öğretim döneminde aldıkları öğrenci sayıları Tablo-3’te görülmektedir (bu tabloda YÖK verileri kullanılmıştır).

 

Tablo-3: 1990 Sonrası Kurulan Tıp Fakülteleri
TTB MÖTER-2000

Üniversite Adı

Kuruluş Yılı

İlk Öğrenci Alma Yılı

1999-2000'de aldığı öğrenci

Abant İzzet Baysal-Düzce

1992

1996

30

Abant İzzet Baysal

1997

-

-

Adnan Menderes

1992

1998

36

Afyon Kocatepe

1998

-

-

Başkent

1994

1998

44

Celal Bayar

1992

1995

45

Fatih

1996

-

-

Gazi Osman Paşa

1995

-

-

Haliç

1998

-

-

Harran

1992

1995

24

Kadir Has

1997

1999

40

K.Maraş S. İmam

1996

1998

31

Kırıkkale

1995

1998

35

Maltepe

1997

1997

15

Kocaeli

1992

1995

75

Mersin

1992

1998

41

Mustafa Kemal

1995

-

-

S. Demirel

1992

1993

42

Ufuk

1999

-

-

Yeditepe

1996

1996

30

Yüzüncü Yıl

1992

1995

58

Zonguldak K.Elmas

1992

-

-

 

Kaynak: Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı Verileri (Ocak 2000).

1999-2000 yılı itibarıyla dönemlere göre öğrenci alan fakülte sayısı, ortanca tıp öğrencisi sayıları ve en az-en çok öğrenci sayıları Tablo-4’te verilmiştir.

 

Tablo-4: Dönemlere Göre Öğrenci Dağılımları
TTB MÖTER-2000

Dönemler

Öğrencisi Olan Fakülte

Ortanca Öğrenci Sayısı

Minimum Öğrenci Sayısı

Maksimum Öğrenci Sayısı

Toplam Öğrenci Sayısı

Dönem 1

39

119

14

412

5510

Dönem 2

37

135

15

443

5504

Dönem 3

33

133

5

512

4987

Dönem 4

32

174

11

399

5212

Dönem 5

30

174

9

416

5220

Dönem 6

27

181

24

670

5215

Toplam

39

773

29

2476

31,648

*Hazırlık sınıfları hariç tutulmuştur

          YÖK verilerine göre tıp fakültelerine giren öğrenci sayılarının 1985 yılına kadar  sürekli olarak artırıldığı  görülmektedir. 1975-76 döneminde toplam 1917 öğrenci alınmışken, bu sayı 1980-81 öğretim döneminde 2409'a, 1985-86'da ise en yüksek değeri olan 5440'a çıkmıştır. 1986-87 öğretim döneminden başlayarak tıp fakültelerine alınan öğrenci sayısında bir düşüş eğilimine girilmekle beraber, bu düşüş çok yetersiz kalmıştır. Son 15 yıllık dönemde tıp fakültelerine alınan öğrenci sayılarında küçük iniş ve çıkışlarla belirlenmiş bir dalgalanma gözlenmektedir ve öğrenci sayısı 5000 civarındadır (bakınız: Grafik-2).

 

Grafik-2: Türkiye’de Tıp Fakültelerine Alınan Öğrenci Sayılarındaki Yıllara Göre Değişim
(1980-1999) TTB MÖTER-2000

 

Yıl

1980

1981

1982

1983

1984

1985

1986

1987

1988

1989

Sayı

2409

2939

3926

5367

5378

5440

5231

5051

5133

4161

Yıl

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

Sayı

4847

4838

4961

5076

5207

5106

4763

4445

4569

4569

 

Kaynak: Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı Verileri (Ocak 2000).

 

 

TÜRKİYE SAĞLIK PERSONELİNİN KURUMLARA DAĞILIMI, 1999

 

PERSONELİN

ÜNVANI

TOPLAM   

SAĞLIK

BAKANLIĞI

SSK

ÜNİVERSİTE

DİĞER

KAMU

ÖZEL

Hekim

81.988

41.385

8.079

15.428

5.767

11.329

Uzman

36.854

13.474

4.719

7.495

2.669

8.497

Pratisyen

45.134

27.911

3.360

7.933

3.098

2.832

Diş Hekimi

14.226

2.221

604

1.040

766

9.595

Eczacı